23 Ağustos 2009

Joan Jett - Love Hurts

Anı denen şey David Lynch filmi gibi birşey.. izledikten sonra idrak edemediğiniz şeyleri, zaman içinde, durup dururken hatta hiç olmadık yerlerde anlarsınız.. Bir tetikleyici mi gerekir yoksa beynin harmanlama süresiyle mi ilgilidir bilemiyorum.. Bu gece aklımda iki ayrı anı var.. Birini yeni idrak ediyorum..

Herkes bilmez gerçi, ama sevgililer günü denen zımbırtıya karşı yaklaşımım soğuktur.. Bunu prim yapmak için söylemiyorum, beni tanıyanlara sorun diyemeyeceğim de.. sormayın.. inanmayın da.. Siz bilirsiniz.. ama mevzu bahis anılarımdan biri 89 yılı sevgililer gününe denk geliyor..

Annem elinde 2 paketle salona girdi ve "sevgililer günün kutlu olsun" diyerek birini babamın önüne koydu.. ikinci paketi de, "senin de sevgililer günün kutlu olsun bebeğim" diyerek ve sağ kaşımın kenarına bir öpücük kondurarak benim önüme koydu.. o zamanlar televizyonda trt 2'de rock saati ya da benzeri bir program vardı ve ben ağzım açık onun karşısından ayrılmazdım.. gözümü de kolay kolay ayırmazdım ondan.. ama bu olay beklemediğim birşey olduğundan herşeyi unutup anneme baktım (ağzım hali hazırda zaten açıktı).. "sevgililer günü denen şey iki sevgili arasında kutlanmaz mı?"

Annem gülümsedi ve "sevgililer gününü kutlamak için birinin sevgilisi olman gerekmez.. aşk sadece iki kişinin sevgili olması demek değildir.. baban benim aşkım.. ama sen ve ablan da benim aşklarımsınız.. aşk çok yönlüdür.. sevgili demek çok sevilen demektir.. sen de benim çok sevdiğimsin ve sana hediye almak istedim.. bir şekilde çok sevdiğim olarak varlığına teşekkür etmek istedim" (o zamanlar 7 yaşında olduğumu ve prospektüs boyutlarında açıklamalara ihtiyaç duyduğumu unutmayın.. annem de bir ilkokul öğretmeniydi..) aşk konusundaki inancımı (evet bir inanç bu) o gün kazandım.. o sırada çalan Joan Jett'in Love Hurts'ünün seneler sonra farklı bir anlam kazanacağını düşünemezdim tabii.. ama annemin de dediği gibi.. love is not just for the ones you called lover..

sonra seneler geçti.. beni bilenler benim hayatıma, tamam abartmadan söylersem müzikteki zevkime en önemli etkinin babam tarafından geldiğini bilir.. küçüklüğümde pikaptan plak dinleme şansına sahip bir çocuktum.. Deep Purple, The Doors, Pink Floyd gibi efsanelerle babam sayesinde tanıştım.. Hep onların konserlerini hayal ettim büyüme çağımda.. Ama hepsinin birer ütopya olduğunu düşünürdüm.. Sonuçta Jim Morrison sizlere ömürdü.. David Gilmore Pink Floyd'dan ayrılmıştı.. Deep Purple ise.. eh.. konser mi? Türkiye'de mi? (daha sonra bu tükürdüğümü yaladım evet..)

2006 yılı baharında Roger Waters'ın Türkiye'de konser vereceğini duymamla, Deep Purple konserini kaçırmış olan bünyem bir anda değişime uğradı.. çiçek açmak nedir anladım.. o dönemler Nokia 2200 bir telefonum vardı ve pili inanılmaz sorun çıkartıyordu.. Birçoğumuz tamamen dolu görünen şarjına rağmen bir anda kapanan telefonlara maruz kalmışızdır.. İşte öyleydi onun da durumu.. Şimdi, bizim ailede herkesin bir PF şarkısı vardır.. Mesela benim şarkım "Comfortably Numb"dır.. babamın Wish You Were Here, ablamın (şaşırtıcı bir biçimde PF sever!) High Hopes, annemin ise Mother..

Konser alanına girmemle, tam dolu bir pile sahip olduğunu iddia eden telefonumun kapanması bir oldu.. Halbuki evdeki herkes kendi şarkısı sırasında ilgili kişiyi aramam konusunda benden söz almıştı.. Konserin ikinci şarkısı Mother'dı.. "bir ihtimal?!" diyerek telefonu açtım, açıldı! annemi aradım, kapanmadı! "anne dinle" dedim, şarkıyı dinlettim, "anne duydun mu?" diye sordum, titreyen sesiyle "duydum canım" diyeceği kadar telefonum dayandı! inanılmazdı.. (benzer birşey wish you were here'da da başıma babamla geldi ve ben mucizelerin olabileceğini düşünmeye başladım).. Konser bitti, Roger amca sahneden çekildi.. Kalabalık dağılmadı.. bütün istediğim şarkılar çalınmışken benim şarkımın çalınmaması haksızlıktı ve tabii ki ayrılmayacaktım o alandan.. sonra Roger amca tekrar geldi.. konseri Comfortably Numb ile kapattığında ben ağladığımın farkında değildim.. Eve yürüyerek döndüm, sanki bir balonun içindeymiş gibi.. eve geldiğimde annem açtı kapıyı.. "nasıldı" sorusuna "mother, did it need to be so high?" diye cevap verdim.. yüzündeki gülümsemeye "anladım, gel buraya" diyerek sarılması eşlik ettiğinde cennetin gerçek olabileceğini de düşünmeye başladım..

şimdi aynı soruyu farklı bir şekilde soruyorum.. ağzımda acı bir tatla.. biraz daha farklı bir şekilde..

love hurts.. well mother.. did you need to be so gone??

Joan Jett & The Heartbreakers - Love Hurts
Roger Waters & Sinead O'Conner - Mother (Live)

06 Temmuz 2009

i'm fine..

Bu aralar sık sık "bana bişi olsa" diye umar halde buluyorum kendimi.. mesela ciddi biçimde yaralanacağım bir kaza.. insanların tepkisini merak ediyorum.. biliyorum çok hastalıklı bir düşünce.. ama büyük ihtimalle kimsenin umurunda olmaz.. umurunda olacak tek kişi şu an yerin metrelerce altında vücudu çürüyen bir ruh..

Now playing: Brett Anderson - Love is dead..

03 Temmuz 2009

last call for the passengers..

İlişki denen şey, genel kanının aksine, yaşadıkları yüzünden erken yaşta olgunlaşmak zorunda kalmış yaralı insanlar için akıl karı olan birşey değil.. ve becerilebilecek bir şey de değil.. Hele iki taraf da aynı durumdaysa mümkün değil sürmesi.. Çünkü yalnızlığa, sorunları tek başımıza yaşamaya, çözümleri kendimiz üretmeye o kadar alışmışızdır ki.. Tam anlamıyla birbirimizin hayatına giremeyiz.. birbirimizi hayatımıza sokamayız da..

Her neyse.. sanırım saçmalıyorum.. bu sıralar iyi olduğumu söyleyemem.. birçok şey geçiyor kafamdan ve yakalayamıyorum hiç birini.. toparlayamıyorum kelimeleri..

Yarın Mudanya'ya gidiyorum.. istemediğim halde..

Anneannem yaşıyor orada.. annemden sonra onun için ben kaldım, daha doğrusu beni annemin yerine oturttu gözünde.. annem de onu bana emanet etmişti.. ("ne olur anneanneni yalnız bırakma.. benden sonra kimsesi kalmayacak.. nihan senin kadar ilgilenmez biliyorsun..")

Aslında bu hafta gitmek için hazır değilim.. annemin mezarı orada.. aynı yerde bulunma durumuyla başa çıkabilir miyim bilmiyorum.. 30 haziran doğumgünüydü.. geçenlerde izlediğim bir dizideki karakterlerden biri kansere yenik düştü.. eskiden anlamazdım insanların dizi ya da filmlere ağlamasını.. sanırım yaşadıkları bazı olaylarla ilişkilendiriyorlarmış.. her neyse.. yaşadıklarımıza benzer şeyleri izlemek.. kolay olmadı.. üzerime yapışıp kaldı ve bu şekilde saplanıp kalmaktan nefret ediyorum..

Geçen gün bir arkadaşımın bloguna bir yorum bırakmıştım.. "insan tamamen dibe vurmadan yeniden yüzeye yükselemiyor" içerikli bir yorum.. ahkam kesmekte ne kadar ustaymışım.. ve ne kadar gereksizmiş.. o kadar ağır ilerliyorum ki dibe.. ne zaman yeniden yüzeye çıkabileceğimi bilmiyorum.. boğulmadan önce yüzeydeki ışığı görebilecek miyim acaba? Tiksinirim bu derece bunalım insanlardan ve şimdi kendimden tiksiniyorum..

Dün gece blokladığım eski sevgilimin "Virgin State of Mind" dinlediğini gördüm.. şarkıya dayanamayıp sözlerinden bir kısmını yazdım (there's a chair in my head in which i used to sit.. took a pencil and i wrote the following on it: now there's a key where my wonderful mouth used to be).. nasıl olduğumu sordu, "fucked up" dedim.. eziyet etme dedi.. boşversene dedim.. sonuç? yine blokladım.. kimsenin bi boktan anladığı yok..

Hafta içinde, biraz daha iyi olduğum bir vakitte anneanneme söylemiştim bu haftasonu gideceğimi.. dün sabah da biletimi almıştım hatta.. ama gece iptal ettim.. kaldıramayacağımı hissettim.. yapamayacağımı.. annemin mezarıyla aynı sınırlar içerisinde olamayacağımı..

ama bu sabah aklıma bişi geldi.. sevdiğiniz birinin geleceğini bildiğinizde ve o gelmediğinde yaşadığınız hayalkırıklığı.. bunun da ötesinde kalp kırıklığı.. bunu o kadar çok yaşadım ve nasıl bir duygu olduğunu o kadar iyi biliyorum ki, başkasına yapamam.. o yüzden sabah yeni bir bilet aldım.. yarın sabah gidiyorum anneanneme.. anneme.. dayanmam gerek.. gitmem gerek..

30 Haziran 2009

so long without you..


anne girdin düşüme,
yorganın olsun duam,
mezarında üşüme...

Doğumgünün kutlu olsun annem.. yakında yanında olacağım.. sen farketmeyeceksin bile zamanın nasıl geçtiğini..

24 Haziran 2009

My god damned Patrick.. I love you..


When beauty was in season
Oh! Beauty in season!
Endangered by reason
Great love with no law




---------------------------------------------------------------



nobody knows
how i wait for you
summer, spring
autumn, winter here
perishing



22 Haziran 2009

your poison running through my vains..

Henüz taze taze geçtiğimiz bir atraksiyon olan Efes Pilsen One Love Festival 8 ile ilgili bir yazı yazacaktım güya sevgili okur.. Ama gel gör ki başka alemlerde dolanıyorum sabahtan beri.. hatta cumartesi gecesinden beri.. Röyksopp bile üzerime dökülen soğuk su etkisi yapmadı.. 1,5 saat içinde içtiğim 3 biranın etkisindeyim an itibariyle.. ben en iyisi bir duşa gireyim.. bu girdide sana da birşey veremeyeceğim hediye olarak.. Başlık da alakasız gelmiş olabilir ama anlayan anlamıştır diye umuyorum.. (eğer blogu takip ediyorsa tabii..)

Neyse umarım soğuk duş iyi gelir.. nolur iyi gelsin..

17 Haziran 2009

For The HORDE!!!!

İnsanevladı bir garip sevgili okur, inan bana.. kendimden biliyorum.. en ufak bir fırsatı kendi faydasına çevirebilir, kendi isteğine göre kıvırıp istediği şekle gelmesini sağlayabilir.. Şimdi böyle bir başlıktan sonra, böyle başlayınca biraz alakasız gibi göründü sana biliyorum, ama dur bir, bekle iki rekat..

Şimdi okul sezonunun üniversite bazında sonuna yeni geldik.. dersler sona erdi, final dönemi geldi çattı.. benim yavuklu da finalleri nedeniyle kampa girdi stres oranı yüksek bir halde.. (bu nedenden dolayı ayrıca ifade etmek istiyorum ki; rektör! seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım!)

Velhasıl kelam, gerek yavuklunun kabuğuna kaçmış olması durumu, gerek evde bendenizden başka kimsenin olmayışı, gerekse son zamanlarda rüyalarımda Orgrimmar, Quel'Danas, Howling Fjord gibi bilimum yerde dolandığımı görmelerimin ve gün içerisinde insanlara "haağvv yuğğduğin maağn" şeklinde yaklaşıp "tek keerfyu maağn" (bkz. troll ingilizcesi) diyerek uzaklaşmamın etkisiyle, World Of Warcraft hesabımı yeniden aktive ettim.. bununla da yetinmeyip üzerine bir de Piç King paketini aldım, ohhh.. ama yokluğumda guild acaip olaylar yaşamış.. insanlar ayrılmış, bir kısmı şutlanmış, sonuç: bir başıma takılıyorum şu an için, eheh.. ama iyi oluyor bir bakıma.. Level atlama çalışmalarındayım..

Mevcut bir rogue'um var undead.. level 70te kendisi.. ama şimdilik onu nadasa bıraktım.. palaaddinim var bir tane.. (holy bir karakterin hordelarda açılabiliyor olmasına da ayrıca takmış durumdayım ilk zamanlardan beri.. mesela palaları allylar açsın, biz de death knight açalım eheh).. palam da 70.. gerçi 70,5 oldu.. onu 80lemeyi deneyeceğim şimdi.. bir de dün gece sıkıntıdan death knight açtım, 60ladım çıktım.. oynayanlar bilir, death knightlar level 55 olarak açılıyor zaten.. ve adamlar one man army şeklinde olduklarından level kasmak öyle çok zorlamıyor.. en azından şimdilik..

temmuz başına kadar kendimi wow'a vermeye devam edeceğim gibi görünüyor.. sonrasında ne olacak bilemiyorum.. ama belirli bir dengeye oturur sanırım hayat ve oyun ikilisi.. ama bir handikapı var hesabımı açtırmış olmamın.. mütemadiyen eve gidip oynamak istiyorum, bühühühü =(

neyse okuyucu.. bugün de böyle dürtükledim beynini.. artıkın sana bir hediye vermemin vaktidir..

tim burton'ın filmleri için sık sık çalıştığı danny elfman'ın 80lerde kurduğu bir grubu vardı bildin mi? Oingo Boingo adını taşıyan grup new wave'in en iyi örneklerinden biridir aslında.. onların en güzel albümlerini hediye etmek istiyorum sana.. geçen gün öğrendim ki yavuklunun da çok sevdiği bir albümmüş.. o zaman bu albümü okuyucu sana hediye ediyorum, yavuklu sana da ithaf ediyorum.. herkesin gönlünü yapar, yanacıklardan öper kaçarım..

Oingo Boingo - Dead Man's Party
  1. Just Another Day
  2. Dead Man's Party
  3. Heard Somebody Cry
  4. No One Lives Forever
  5. Stay
  6. Fool's Paradise
  7. Help Me
  8. Same Man I Was Before
  9. Weird Science *****
Aile Salonu: Rapidshare